Müzeler

Kıbrıs bölgesindeki Müzeler

18 sonuç bulundu
Antiphonitis Kilisesi
Müze

Antiphonitis Kilisesi

Antiphonitis Kilisesi Girne / Kuzey Kıbrıs Adını "Cevap Veren İsa" anlamındaki Yunanca sözcükten alan Antiphonitis Kilisesi , Girne'nin doğusunda, Esentepe kasabasına 8 km uzaklıkta sarp bir vadinin içine gizlenmiş duruyor. Oraya giden yol bile başlı başına bir deneyim: dar, virajlı, etrafı çam ve zeytin ağaçlarıyla çevrili. 12. yüzyılın sonlarında inşa edilen bu yapı, ada genelindeki diğer Bizans kiliselerinden belirgin biçimde ayrılıyor. Peki bu farkı yaratan nedir? Her şeyden önce mimarisi. Kilise, sekiz sütun üzerine oturan yuvarlak bir kubbeyle tasarlanmış; bu düzenleme, dönem için oldukça alışılmadık bir tercih. İnşaat sırasında yerel ustaların ve sanatçıların görev aldığı düşünülüyor; yapıdaki özgün dokunuşlar da bunu destekler nitelikte. Kilise daha sonra büyütülmüş: 14. ve 15. yüzyıllarda , Lüzinyan hanedanının egemenliği döneminde yapıya beşik tonozlu bir narteks ve revak eklenmiş. Bu ekler, Bizans özüyle Batı Hristiyan mimari anlayışının buluştuğu nadir örneklerden birini ortaya koyuyor. Farklı dönemlerin izlerini aynı anda taşıyan çok az yapı var; Antiphonitis bunlardan biri. Duvar Resimleri ve Pandakrator Freski İçeriye girdiğinizde ilk dikkatinizi çekecek şey, duvarları kaplayan aziz betimlemeleri. Bu sahnelerin İncil anlatılarından ilham aldığı düşünülüyor; figürlerin yüz ifadeleri, renk seçimleri ve kompozisyon biçimi Bizans ikonografisinin tipik özelliklerini taşıyor. Kubbenin tam ortasında ise Pandakrator İsa freski yer alıyor; "Her şeyin hükümdarı" anlamına gelen bu ikonografik tema, Bizans kiliselerinde kubbeye yerleştirilirdi, böylece tanrısal bakış tüm mekânı kuşatırdı. Ne yazık ki bu resimlerin bir kısmı günümüze sağlam ulaşamamış. Kıbrıs'ın 1974 sonrasında yaşadığı siyasi bölünme sürecinde bazı freskler zarar görmüş, bir bölümü de kaçakçılar tarafından duvardan koparılarak uluslararası piyasalara satılmış. Yıllarca süren hukuki mücadeleler sonucunda bu parçaların bir kısmı geri kazanılmış olsa da iz bıraktığı tahribat hâlâ görülebilir durumdadır. Antiphonitis Kilisesi Nerede? Kilise, Girne iline bağlı Esentepe kasabasından yaklaşık 8 km güneye gidilerek ulaşılan bir vadide yer alıyor. Yol boyunca yönlendirme tabelaları mevcut; ancak araç kiralamak ziyareti çok daha kolay kılıyor. Toplu taşımayla ulaşım oldukça kısıtlı olduğundan kendi aracınızla gitmeniz tavsiye edilir.

Henüz değerlendirme yok
Girne Kalesi
Müze

Girne Kalesi

Bin Yıllık Tarih, Tek Bir Kalede 7. yüzyılda Kıbrıs'a hâkim olan Bizanslılar , Akdeniz'den gelen Arap akınlarını durdurmak için bu kaleyi inşa etti. Bugün Girne'nin en tanınmış simgesi olan yapı, yat limanının hemen kıyısında, denizle iç içe bir konumda duruyor. Oraya ilk adımı attığınızda şehrin gürültüsü bir anda geride kalıyor. 1400'lü yıllarda kalenin çevresi derin bir hendekle sarılıydı ve bu hendeğin içi suyla doluydu. 1373'te Ceneviz saldırılarının ardından kale birkaç farklı el değiştirdi; bugün gördüğümüz yapı büyük ölçüde Venediklilerin izlerini taşıyor. Venediklilerden Osmanlı'ya: El Değiştiren Surlar 1489'da kaleyi ele geçiren Venedikliler , Osmanlı donanmasının denizden açacağı top ateşini göğüsleyebilmek için yapıya yeni kuleler ekledi. Peki bütün bu hazırlıklar işe yaradı mı? Hayır. 1570'te Lefkoşa 'nın Osmanlı kuvvetlerine teslim olmasının hemen ardından Girne Kalesi de tek bir kurşun atılmadan beyaz bayrak çekti. Bu teslim oluş, kalenin yenilgiyle değil, kader değişimiyle şekillendiğini gösteriyor. Surlar değişmedi; içinden geçen halk değişti. Kale İçinde Ne Var? Girne Kalesi tam bir kare değil, ama dört köşesinde birer kule bulunan kareye yakın bir plana sahip. Girne ve çevresinde yürütülen kazılarda gün yüzüne çıkarılan tarihi eserler kale içindeki müze bölümlerinde sergileniyor. Taş koridorlarda yürürken kendinizi bir ansiklopedinin içinde geziyormuş gibi hissedebilirsiniz; her bölüm ayrı bir dönemi anlatıyor. Kalenin en ilgi çekici köşelerinden biri, 1100'lü yıllara tarihlenen Bizans Kilisesi . Bunun yanı sıra çeşitli tarihi olaylar kale avlusunda canlandırılıyor; bu sayede mekan sıradan bir müze olmaktan çıkıp açık hava sahnesi gibi işlev görüyor. Girne Kalesi Nerede?

Henüz değerlendirme yok
Bellapais Manastırı
Öne Çıkan
Müze

Bellapais Manastırı

Bellapais Manastırı Beylerbeyi / Girne - KKTC Beşparmak Dağları'nın eteklerinde sessizce yükselen Bellapais Manastırı , 1158 ile 1205 yılları arasında inşa edilmiştir. Bugün çeşitli müzik festivalleri ve klasik müzik konserlerine ev sahipliği yapan bu yapı, Kuzey Kıbrıs'ın en dikkat çekici tarihi mekânlarından biridir. Manastıra adımını atan herkes zamanın nasıl aktığını fark etmeden geçmiş yüzyıllara sürüklenir. Tarihin Katmanları: Gotik Mimari Yakın Doğu'da Gotik mimari tarzının Yakın Doğu'daki en iyi örneklerinden biri olan Bellapais Manastırı 'nın ilk sakinleri, Kudüs'ten göç eden Augustinian mezhep rahipleridir. 1267-1284 yılları arasında Fransa Kralı 3. Hugh , yapıya yeni bölümler ekleyerek manastıra bugünkü görünümünü kazandırmıştır. Manastırın ortasındaki avlu ve çevresindeki revaklar ise 1324-1359 tarihleri arasında 4. Hugh tarafından inşa edilmiştir. Adanın Osmanlılar tarafından fethinin ardından manastır, Kıbrıs Ortodoks Kilisesi'ne devredilmiş ve uzun yıllar boyunca yalnızca kilise kısmı işlevini sürdürmüştür. Kapıdan İçeri Girerken Sizi Ne Karşılar? Bellapais Manastırı 'na ilk adımda sizi bir kapı ve geniş bir avlu karşılar. Avlunun köşesindeki kilise, 13. yüzyıldan bu yana ayakta durmaktadır; yüzyılların ağırlığını taşımasına rağmen yapı şaşırtıcı biçimde sağlamdır. Manastırın ön cephesindeki freskler ise 15. yüzyıldan kalmadır. Bunların yanı sıra, yapının içinde büyük ve dikdörtgen planlı bir yemekhane yer alır; bu alan, Gotik sanatının en yetkin örneklerinden biri olarak değerlendirilir. O dönemde rahibin yemek sırasında vaaz verdiği kürsü hâlâ yerinde durmaktadır. Avlunun batı kapısından geçerek alt kattaki mutfak, mahzen ve tuvaletlere ulaşabilirsiniz. Orta avlunun doğusunda rahiplerin sohbet ve çalışma odası bulunur. Bu odanın ortasındaki sütunun bir Bizans kilisesine ait olduğu düşünülmektedir. Manastırın üst katlarında ise yatak odaları ve değerli eşyaların saklandığı alanlar mevcuttur. Girne'den Gözlemek: Gece Aydınlatması Bellapais Manastırı , Girne'nin pek çok noktasından çıplak gözle görülebilir. Akşam karanlığı çöktüğünde Beşparmak Dağları 'na doğru bakarsanız, özel aydınlatmayla ışıl ışıl parlayan manastırı hemen fark edersiniz. Bu manzara, şehrin en tanıdık silüetlerinden birini oluşturur. Peki Kıbrıs'a kadar gelip bu yapıyı atlamak mümkün müdür? Gotik mimari tutkunlarından tarih meraklılarına, klasik müzik severlerden fotoğraf tutkunlarına kadar geniş bir kitleye hitap eden Bellapais, ziyaret listesinin üst sıralarında yer almayı hak ediyor. Bellapais Manastırı Nerede?

Henüz değerlendirme yok
Salamis Antik Kenti
Müze

Salamis Antik Kenti

Salamis Antik Kenti Gazimağusa / KKTC İncil 'de adı geçen Salamis Harabeleri , Gazimağusa'nın 6 kilometre kuzeyinde, Trodos Dağı 'ndan doğan Kanlıdere nehrinin yakınında bir havzada kurulmuştur. Bugün bu alana ayak bastığınızda, binlerce yıllık tarihin katman katman üst üste yığıldığını hissedebilirsiniz. Salamis Antik Kenti 'nin kurucusu Teukros, efsaneye göre Salamis adasının kralı Telamon'un oğludur. Troya savaşı sırasında kardeşinin intiharını engelleyemediği için babası tarafından vatanından sürülmüştür. M.Ö. 11. yüzyıl 'a ait kalıntılar, şehrin bu dönemde kurulduğunu açıkça ortaya koymaktadır. O dönemde adada Fenikelilerin belirleyici bir güç olduğu anlaşılmaktadır. M.Ö. 708 yılından itibaren tüm ada, Salamis kenti de dahil olmak üzere Asur hâkimiyetine girmiştir. M.Ö. 699'da biten Mısır egemenliğinin ardından kent kısa bir süreliğine bağımsız kalsa da 525 yılında Pers egemenliği başladığında Kıbrıs yeniden yabancı bir yönetime teslim olur. Doğu seferine çıkan Büyük İskender döneminde Salamis, Pers boyunduruğundan kurtulur; ancak bu özgürlük kalıcı olmaz. M.Ö. 294 yılında Ptolemaios, Kıbrıs 'ın tamamını ele geçirerek bu kentte kendi hanedanını kurar. Salamis, adanın başkenti olarak uzun yıllar öne çıkmıştır. Ama Ptolemaios döneminin kapanmasıyla önemini yitirmeye başlar ve M.S. 4. yüzyıla dek başkentlik görevi 'Baf' a devredilir. M.S. 76-77 yıllarındaki büyük depremler kenti oturulmaz hale getirir. M.S. 116 yıllarında patlak veren Yahudi isyanları ise Salamis'i neredeyse tamamen dağıtır. Dönemin imparatoru II. Constantinus, harabeleri yeniden düzenleyerek kenti küçülttükten sonra adını Constantia koyar. M.S. 368-403 yılları arasında şehir bir kez daha Kıbrıs'ın başkenti olur; ne var ki M.S. 647'ye dek süren bu yaşam, Arap akınları ve depremlerle son bulur ve şehir tamamen terk edilir. Salamis Sur, Liman ve Gymnasium Salamis Sur ve Limanı , kentin kuzey ve güneybatı bölgelerini Arap akınlarından korumak amacıyla 7. yüzyılda inşa edilmiştir. Salamis Gymnasium ise 2. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen ve kentin kuzey kısmında yer alan görkemli bir yapıdır. Roma dönemine ait mermer sütunlar bugün hâlâ ayakta durmakta ve ziyaretçilere o çağın ihtişamını hatırlatmaktadır. Salamis Amfi Tiyatrosu Kentin güney kesiminde, Augustus döneminde yaptırılan bu tiyatronun kesin yapım tarihi bilinmemektedir; ancak 1. ve 2. yüzyıllarda büyük bir onarımdan geçirildiği kayıtlara geçmiştir. 332 yılındaki depremlerde yıkılan yapı, daha sonra taşları sökülerek hamam inşaatında kullanılmıştır. Salamis Amfi Tiyatrosu , sahne binası, orkestra ve oturma bölümü olmak üzere üç ana kısımdan oluşmaktadır. Akustiği hâlâ şaşırtıcı biçimde iyi olan bu alan, antik dünyanın mühendislik anlayışına dair çarpıcı bir örnek sunmaktadır. Diğer Önemli Yapılar Roma Villası: Romalılar tarafından inşa edilmiş iki katlı bir yapıdır. Bizans Sarnıcı: Huni biçiminde tasarlanmış bu yapının içinde 6. yüzyıldan kalma freskler bulunmaktadır; bina üç bölümden oluşmakta ve Roma Villası'nın güneydoğusunda konumlanmaktadır. Nikokreon Anıtı: Salamis'in son hükümdarı Nikokreon adına inşa edilmiştir. Peki bu denli büyük bir alanın tamamını tek günde görebilmek mümkün mü? Keşfedecek o kadar çok şey var ki, ziyaretçilerin büyük çoğunluğu alanın yalnızca bir bölümünü gezmeyi başarabiliyor. Keşif ve Kazı Süreci 19. yüzyılın sonlarında, ağaç kökleri ve kalın bir toprak tabakasının altında saklı halde keşfedilen Salamis, 1952-1974 yılları arasında büyük ölçüde gün yüzüne çıkarılmıştır. 1974'te durdurulan kazı çalışmaları, 1998'de Ankara Üniversitesi öncülüğünde yeniden başlatılmış; böylece alanın hikâyesi yarım kalan yerden devam etmiştir. Salamis Antik Kenti Nerede? Fotoğraflar:

Henüz değerlendirme yok
Barnabas Kilisesi
Müze

Barnabas Kilisesi

Barnabas Kilisesi ve Manastırı Gazimağusa / Kuzey Kıbrıs Bir adamın hikâyesiyle başlayalım: Yahudi bir ailenin oğlu olan Barnabas , antik Salamis'te doğdu. Kudüs'te aldığı eğitimin ardından memleketine döndü ve M.S. 45 yılında St. Paul ile birlikte Kıbrıs'ta Hristiyanlığı yaymaya koyuldu. Bu çaba uzun sürmedi; kendi çevresinden ve Yahudilerden sert tepki gördü ve sonunda öldürüldü. Cesedini ertesi gün denize atmak isteyen bir grup, önce onu bir bataklıkta sakladı. Barnabas'ın birkaç öğrencisi bu olayı uzaktan izlemişti. Gece karanlığında bataklığa gidip cesedi çıkardılar. Salamis'in batısındaki yeraltı mağarasına gömdüler ve Barnabas'ın üstünde taşıdığı, bizzat Matta tarafından yazılmış İncil kopyasını göğsünün üstüne bıraktılar. Adeta son bir saygı duruşuydu bu. Olaydan haberdar olan Yahudiler sinirle harekete geçti; öğrencileri Lefkoşa'ya kadar kovaladılar ama izlerini kaybettiler. Öğrenciler Kıbrıs'ta kalamazdı artık; Karavostasi Limanı üzerinden Mısır'a kaçtılar. Geride sadece bir mezar kaldı; yeri bilinmeyen, sessizce bekleyen. 432 yıl geçti. Piskopos Anthemios bir gece rüyasında o mağarayı gördü, cesedi ve tam yerini. Sabah kalktı, mağaraya gitti, mezarı açtırdı. Üstteki İncil her şeyi doğruluyordu: bu Barnabas'tı. Piskopos kemikleri ve İncil'i alıp İstanbul'a, dönemin imparatoru Zeno'ya götürdü. Zeno bu sunuya karşılık Kıbrıs Kilisesi'ne özerklik tanıdı; bu, adanın din tarihi açısından dönüm noktası sayılan bir karardı. İmparator Zeno bununla yetinmedi. Bir miktar bağış yaparak cesedin bulunduğu yere bir manastır inşa edilmesini emretti. M.S. 477 yılında tamamlanan bu yapı , bugün 'St. Barnabas Manastırı' adıyla anılmaya devam ediyor. Peki bugün buraya gittiğinizde ne görürsünüz? Manastır artık bir müze olarak hizmet veriyor. İçeride Neolitik dönemden Roma dönemine uzanan çeşitli arkeolojik eserler sergileniyor. İkon koleksiyonu da ayrı bir bölümde ziyaretçilere açık. Yani tek bir mekânda hem bir hac yeri, hem bir tarih deposu var karşınızda. Bu kadar katmanı olan bir yeri ziyaret etmeden Gazimağusa'yı gördüm demek pek mümkün değil. St. Barnabas Manastırı Nerede?

Henüz değerlendirme yok
MaviKöşk Lefkoşa
Öne Çıkan
Müze

MaviKöşk Lefkoşa

Kuzey Kıbrıs'ın En Esrarengiz Mekânı: Mavi Köşk Bir avukatın silah kaçakçılığı yapması zaten tuhaf; ama mimarını köşkün sırrını korumak için öldürtmesi asıl tüyleri diken diken eden kısım. İtalyan asıllı Rum Paulo Paolides , 1957 yılında Kuzey Kıbrıs'ın dağlık arazisine iki katlı, on altı bölümlü bu köşkü yaptırdığında aklında tek bir şey vardı: görünmezlik. Ortadoğu'nun en büyük silah kaçakçılarından biri olarak her yere hâkim, ama hiç kimse tarafından fark edilmeyecek bir konuma ihtiyaç duyuyordu. İnşaat tamamlanınca mimarı bile öldürdüğü söylenen Paolides'in bu kararı, köşkün etrafındaki efsaneyi bugüne taşıyan en çarpıcı ayrıntılardan biri olarak kalmaya devam ediyor. Nerede ve Nasıl Bir Yer? Girne – Güzelyurt dağ yolunun üzerinde, Çamlıbel köyü yakınlarında gizlenmiş olan Mavi Köşk, o dönemin teknolojik imkânlarına göre şaşırtıcı biçimde modern bir yapı. Paolides burayı bir yaşam alanı olarak değil, silah dağıtım üssü olarak tasarlamış. Konum seçiminden yapının her ayrıntısına kadar bu işlevsellik ön planda tutulmuş. Odaların her biri farklı renge boyanmış ve her renk ayrı bir anlam taşıyor. Kırmızı oda mafya toplantılarına ev sahipliği yapmış. Mavi oda misafirlere, sarı oda ise misafir çocuklara ayrılmış. Odalardaki masalar da aynı renge boyalı; kim nerede oturacağını zaten biliyor. Pahalı Tablolar, Gizli Mahzenler ve Bir Fransız Ressam Sanata derin bir ilgisi olan Paolides, köşkü pahalı tablolar, biblolar, içki dolapları ve el işi İran halılarıyla donattı. Sanat eserlerinin bir kısmını bizzat satın almış, bir kısmı ise hediye olarak gelmiş. Bu koleksiyonun en dikkat çekeni, 1971 yılında ünlü bir Fransız ressam tarafından bağışlanan Meryem Ana tablosu . Tablonun ilginç özelliği şu: hangi açıdan bakarsanız bakın, Meryem Ana'nın elleri, gözleri ve dizleri size dönük görünüyor. Yatak odasına geçince sırlar katlanıyor. İki pencereden biri güneşin doğuşunu, diğeri batışını gösteriyor. Perdeler ses geçirmiyor. Yatağın hemen arkasındaki kapak gizli bir mahzene açılıyor. Uzakdoğu'dan özel getirtilen dokuz boyutlu ayna da ayrı bir merak konusu. Üstelik köşkün deprem sırasında ana yapıdan bağımsız olarak ayrılabilen ve depreme dayanıklı şekilde tasarlanmış bir odası bile var; o dönemde böyle bir konstrüksiyon kurgulamak gerçek bir mühendislik harikası sayılır. Sophia Loren'den Kaçış Tünellerine: Köşkün Efsane Ayrıntıları Köşkte yirmi dört saat şarap akan bir çeşme, bukalemun derisinden yapılmış renk değiştirebilen bir içki dolabı, deprem uyarı cihazı, süt banyosu için ayrılmış küçük bir havuz ve acil çıkış tünelleri bulunuyordu. Dönemin ünlü aktristlerinden Sophia Loren 'in de buraya gelerek süt banyosu yaptığı söylenmektedir. Peki Paolides bu köşkten nasıl ayrıldı? 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında, yapının alt katındaki tünelleri kullanarak İtalya'ya kaçmayı başardı. Ülkeden uzakta olmasına karşın köşkün bakımı için İtalya'dan para göndermeye devam etti. Sonunda 1986 yılında katıldığı bir mafya toplantısında hayatını kaybetti. Ziyaret Bilgileri: Saatler ve Konum Çalışma Saatleri Mavi Köşk, Pazartesi günleri kapalıdır . Diğer günlerde ziyaretçilerini 09:00 – 17:00 saatleri arasında kabul etmektedir. Ziyaretinizi planlarken bu ayrıntıyı göz önünde bulundurun; özellikle hafta başında yola çıkmak planlanıyorsa Salı'ya ertelemek en doğrusu. Nerede? Girne – Güzelyurt dağ yolu güzergâhında, Çamlıbel köyü yakınlarında bulunan Mavi Köşk'e araçla ulaşmak en pratik seçenek. Yol boyunca açılan manzara da başlı başına bir deneyim; köşke varmadan önce Kuzey Kıbrıs'ın dağlık iç kesimlerini keşfetmiş olursunuz.

Henüz değerlendirme yok
St. Nicholas Kilisesi
Müze

St. Nicholas Kilisesi

St. Nicholas Kilisesi (Bedesten) Aziz Nikolas Kilisesi Lefkoşa'nın tarihi surlarının içinde yürürken birdenbire karşınıza çıkan bu yapı, ilk bakışta sizi duraksatır. 12. yüzyılda bir Bizans kilisesi olarak inşa edilen St. Nicholas Kilisesi, üzerine katılan her mimari katmanla adeta Kıbrıs tarihinin kendisi hâline gelmiştir. Hangi dönem bu yapıya en çok iz bırakmış dersiniz? Lüzinyalılar döneminde yapılan gotik eklemelerle bina önemli ölçüde genişledi. Ardından Venedik yönetimi geldi; kilise bu kez Yunan Ortodoks Metropolisi 'ne devredildi. Osmanlı döneminde ise işlev kökten değişti: yapı, kapalı çarşı ve depo olarak kullanılmaya başlandı. Her el değişimi, bu duvarlara yeni bir anlam kattı. 1573 yılında adı resmi olarak Bedesten olarak değiştirildi. Bugün kapının üzerinde duran Orta Çağ asil ailelerine ait armalar , o dönemin izlerini taşıyan en çarpıcı ayrıntılar arasında. Yan yana konumlanmış iki kiliseden oluşan bu yapıda, yüzyıllar öncesine ait mezar taşları da hâlâ yerli yerinde duruyor. Gotik mimarinin sade ama güçlü diliyle bu taşlar, geçmişe açılan sessiz bir pencere gibi. Ayanikola, Bedesten, St. Nicholas ve Aziz Nikolas: Tek Yapı, Pek Çok İsim Bu kilise, farklı dönemlerde farklı toplulukların ona verdiği isimlerle anılmaktadır: Ayanikola Kilisesi , Bedesten , St. Nicholas Kilisesi ve Aziz Nikolas Kilisesi . Her isim, aslında bir dönemin hikâyesini özetliyor. Yapının bu çok katmanlı kimliği, Kıbrıs'ın karmaşık ama bir o kadar da zengin tarihsel dokusunu yansıtıyor. St. Nicholas Kilisesi Nerede? Yapı, Kuzey Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'nın tarihi surlarla çevrili eski şehir merkezinde yer almaktadır. Çarşı ve Selimiye Camii gibi diğer tarihi noktalara yürüme mesafesindedir; buraya ulaşmak için herhangi bir araca ihtiyaç duymadan tarihi çarşı sokaklarını takip etmek yeterlidir.

Henüz değerlendirme yok
Othello Kalesi Magusa
Müze

Othello Kalesi Magusa

Othello Kalesi Gazimağusa, Kuzey Kıbrıs Gazimağusa 'nın ana girişlerinden birini koruyan Othello Kalesi — ya da bilinen diğer adıyla Othello Kulesi — 14. yüzyılda Lüzinyanlar tarafından inşa edilmiştir. Amaç netti: olası bir deniz saldırısında limanı ve kenti korumak . O dönemin mimarisi düşünüldüğünde, bu yapı hem stratejik hem de mühendislik açısından ciddi bir hamleydi. Kalenin çevresindeki derin çukurlar ve hendekler, ona yüzyıllar boyunca "geçilmez kale" lakabını kazandırdı. 1492'de ise Venedikliler bu yapıyı devraldı ve bir topçu tabyasına dönüştürdü. Surların dili değişti; artık oklar değil, toplar konuşuyordu. Kale girişinin tam üzerindeki mermer kabartmaya bakarsan Venediklilere ait arma 'yı görürsün. St. Mark'ın kanatlı aslanı ve kalenin son biçimini veren Kaptan Nicolo Foscarini 'nin adı bu taşa işlenmiş. Buraya kadar zaten etkileyici; ama bir de şu rivayete bak: 1481 yılında Leonardo da Vinci 'nin bizzat Kıbrıs'a geldiği ve Venediklilere kentin savunması için taktikler verdiği söylenmektedir. Kanıtlanmış bir gerçek değil, ama tamamen de göz ardı edilmiyor. Shakespeare Bu Kaleyi mi Kastetti? Kalenin bugünkü adı İngiliz sömürge döneminde yerleşti. Shakespeare 'in ünlü tragedyasının önemli bir bölümü Kıbrıs'ta bir liman kentinde geçer. Oyunun kahramanı Othello, Faslı (Moor) biri olarak tanımlanır. Araştırmacılar, Shakespeare'in dönemin ada valisi Christophoro Moro 'nun soyadını 'Moor' ile karıştırarak onu Faslı zannettiğini düşünmektedir. Bir yanlış anlama, beş yüz yıl sonra bu kaleye adını vermiş olabilir. Kale Bugün Ne İşe Yarıyor? Tarihi bir askeri yapı olmasına karşın Othello Kalesi, günümüzde kültürel bir mekana dönüşmüş durumda. Kalenin içindeki büyük salon tiyatro gösterileri, konserler ve çeşitli etkinliklere kapılarını açıyor. Yüzyıllık taş duvarların arasında sahne alan bir performans izlemek, oldukça farklı bir deneyim sunuyor. Othello Kalesi Nerede? Kale, Gazimağusa'nın surlarla çevrili tarihi limanına yürüme mesafesinde, kentin tam kalbinde yer alıyor. Venedik surları boyunca kısa bir yürüyüşün ardından kapısına ulaşabilirsin; üstelik çevredeki Lala Mustafa Paşa Camii ve St. Nicholas Katedrali kalıntılarıyla birlikte tüm bu bölge tek bir tarihi tur rotasına kolayca sığıyor.

Henüz değerlendirme yok
Namık Kemal Zindanı
Müze

Namık Kemal Zindanı

Namık Kemal Zindanı Gazimağusa / KKTC Bir şairi zindana kapatan, ama onu susturamayan bir hikâye düşünün. Namık Kemal Zindanı ve Müzesi işte tam da böyle bir hikâyenin mekânı. Gazimağusa 'nın tarihi surlarla çevrili sokaklarında yer alan bu yapı, Osmanlı döneminin en çarpıcı sürgün öykülerinden birine ev sahipliği yapar. Ünlü şair Namık Kemal , 1873 yılında İstanbul Gedik Paşa Tiyatrosu'nda sahnelenen 'Vatan Yahut Silistre' adlı oyununun yarattığı büyük yankı ve İbret gazetesindeki yazıları nedeniyle yönetime baş belası olarak görülmüş, ardından Kıbrıs'a sürgüne gönderilmiştir. Bu sürgün, tam 38 ay sürmüş; Kemal bu süreçte ağır koşullarla, hastalıklarla boğuşmuştur. Yine de kalemi hiç durmamış, eserlerinin büyük bölümünü bu karanlık odada yazmıştır. Sürgün hayatı 3 Haziran 1876 'da, dönemin padişahı V. Murat tarafından çıkarılan afla sona ermiş ve Namık Kemal Kıbrıs'tan İstanbul'a dönmüştür. Peki bu zindanı bugün bu kadar özel kılan ne? Yalnızca tarihi değeri değil; içinde nefes aldığı hissini veren o ağır taş duvarlar ve şairin bıraktığı izler. Zindan, 1993 yılında Eski Eserler ve Müzeler Dairesi tarafından ziyarete açılmıştır. Venedik Sarayı 'nın bitişiğinde yer alan yapının üst katındaki odada Namık Kemal'e ait kişisel eşyalar ve dönemin belgelerinden oluşan küçük ama içerik dolu bir koleksiyon bulunmaktadır. Buraya gelmeden önce fazla beklenti kurmayın; zindan büyük bir müze değil. Ama az sayıda eseri bu denli güçlü bir atmosferle buluşturan mekân bulmak da kolay değil. Namık Kemal Zindanı Nerede? Müze, Gazimağusa'nın tarihi surlarla çevrili eski şehir merkezinde, Venedik Sarayı'nın hemen bitişiğinde yer almaktadır. Surlar içine girdiğinizde dar taş sokakları takip ederek kolayca bulabilirsiniz.

Henüz değerlendirme yok
Mevlevi Tekke Müzesi
Müze

Mevlevi Tekke Müzesi

Mevlevi Tekke Müzesi Lefkoşa, Kuzey Kıbrıs Kıbrıs'ın fethinin ardından, 1593 yılında inşa edilen bu tekke, Mevlana 'nın öğretilerini ve yaşam felsefesini benimseyen kişiler tarafından hayata geçirilmiştir. Rivayete göre kuruluşun arkasında adanın fatihlerinden biri olan Arap Ahmet Paşa vardır. Yani bu yapı, sıradan bir tarihi bina değil; bir düşüncenin, bir geleneğin taş ve kerpiçle ifade edilmiş hâlidir. Mevlevi Tekkesi , Lefkoşa'da Girne Kapısı'nın hemen ilerisinin solunda konumlanır. Osmanlı döneminde hacca çıkan yolcuların uğrak noktası olmasıyla birlikte zamanla adanın en önemli dini ve kültürel yapılarından biri hâline gelmiştir. Yetiştirdiği Mevleviler ve sunduğu hizmetler, tekkeni yalnızca bir ibadet mekânı olmaktan çıkarıp bir eğitim ve kültür merkezi konumuna taşımıştır. Ne var ki 1925'te Türkiye 'deki tüm tekkelerin kapatılmasıyla birlikte buradaki faaliyet de sona ermiştir. 1956 yılında binanın bir bölümü 'Türk Çocuk Yuvası' olarak kullanıma açıldı. Kalan odalar ise 1963'te müze olarak ziyaretçilerin hizmetine girdi. 2002 yılında Şeb-i Arus töreniyle yeniden canlandırılan yapı, bu kez Mevlevi Müzesi kimliğiyle kapılarını araladı. Bugün içinde Mevlevi giysileri, dönemin müzik aletleri ve etnografik objeler sergilenmektedir. Geçmişin bu kadar yoğun izlerini taşıyan bir mekânda zaman nasıl farklı akar, değil mi? Ziyaret Saatleri Müzeyi gezmek istiyorsanız hafta içi programa göre planınızı yapmanızı öneririz. Pazartesi, Salı, Çarşamba ve Cuma günleri 08:00 – 15:30 saatleri arasında açık olan müze, Perşembe günleri 08:00 – 13:00 ve ardından 14:00 – 17:00 olarak iki ayrı dilimde ziyaretçi kabul etmektedir. Cumartesi ve Pazar günleri ise kapılar kapalıdır; bu yüzden hafta sonu planı yapanların tarihi önceden kontrol etmesi iyi olur. Mevlevi Tekke Müzesi Nerede?

Henüz değerlendirme yok
Venedik Sarayı Mağusa
Müze

Venedik Sarayı Mağusa

Venedik Sarayı ve Kalıntıları Gazimağusa / Kuzey Kıbrıs Mağusa'nın tam ortasında, Namık Kemal Meydanı 'nın hemen yanı başında yüzyıllardır ayakta duran bir yapı var: Venedik Sarayı . Lüzinyan hanedanı tarafından 13. yüzyılda inşa edilen bu saray, 1369 yılına dek Kıbrıs'ın Lüzinyan krallarına ev sahipliği yapmıştır. Uzun yıllar boyunca adanın siyasi ve idari merkeziydi; her taş, bir dönemin tanığı. Geçirdiği depremle büyük hasar gören yapı, Venedikliler tarafından 1552 yılında baştan aşağı onarılarak yeniden Kraliyet Sarayı işlevine kavuşturuldu. Venedikliler adada hâkimiyet kurduğunda, bu saray onların da prestij mekânı oldu. Peki bugün geriye ne kaldı? Günümüze ulaşan kısım, sarayın 'L' biçimindeki batı cephesidir. Bunun yanı sıra Salamis Antik Kenti 'nden taşınarak buraya yerleştirilen 4 granit sütun hâlâ yerli yerinde durmaktadır. Bu sütunların orta kemerinde, dönemin yüzbaşısı Giovanni Renier 'in arması işlenmiştir. Küçük bir detay gibi görünse de o arma, burada kimlerin hüküm sürdüğünü net biçimde anlatıyor. Venedik Sarayı Kıbrıs Nerede? Saray kalıntıları, Gazimağusa surlarının içinde, Namık Kemal Meydanı'na yürüme mesafesinde yer almaktadır. Tarihi surlarla çevrili eski şehirde dolaşırken bu yapıya rastlamak zor değil; Lala Mustafa Paşa Camii'nden yürüyerek birkaç dakikada ulaşılabilir.

Henüz değerlendirme yok
Girne Kapısı Lefkoşa
Müze

Girne Kapısı Lefkoşa

Girne Kapısı — Lefkoşa / KKTC Lefkoşa'nın surla çevrili eski şehrine girişi düşünün: önünüzde tek bir kapı, arkasında 450 yılı aşkın tarih. Venedikliler tarafından 1567 yılında inşa edilen Girne Kapısı , şehrin üç orijinal kapısından biri olarak bugüne ulaşmış nadir yapılardan. Başlangıçta Venedik askerinin adını taşıyan bu kapıya, Osmanlı döneminde Lefkoşa-Girne yolu üzerinde yer aldığı için Girne Kapısı adı verildi. Aynı dönemde zaman zaman Edirne Kapısı olarak da anıldığı olurdu. Sağında ve solunda surlarla bütünleşik hâlde duran kapı, 1931'den itibaren surların yıkılmasıyla birlikte trafiğe açıldı; böylece bir savunma yapısından şehrin gündelik akışına karışan bir geçide dönüştü. Osmanlı döneminde ise işler farklı yürürdü: kapılar gündüzleri açık tutulur, geceleri ise kilitlenirdi. Bu uygulama 1879 yılına kadar kesintisiz sürdü. Kapının hemen önünde bugün Mustafa Kemal Atatürk 'ün heykeli yükseliyor. Bunu görünce kapıya yüklenen anlam bir kez daha netleşiyor: bu yapı sıradan bir giriş değil, şehrin hafızasını taşıyan bir eşik. Girne Kapısı'nın son kapıcısı olan Horoz Ali , 121 yaşında tam da bu kapının önünde hayatını kaybetti. Kapı içindeki odalar bugün Lefkoşa Enformasyon Ofisi olarak hizmet veriyor ve Horoz Ali'nin kapı önünde çekilmiş fotoğrafları orada sergileniyor. Ziyaret için herhangi bir giriş ücreti ödemek gerekmiyor; kapı günün büyük bölümünde dışarıdan gezilebilir durumda. Enformasyon ofisinin mesai saatlerinde burayı ziyaret etmek, Horoz Ali'nin fotoğraflarını yakından görme şansı sunuyor. Lefkoşa surlarını keşfetmek isteyenler için Girne Kapısı, doğal bir başlangıç noktası işlevi görüyor. Girne Kapısı Nerede? Lefkoşa'nın surla çevrili eski şehir merkezinde yer alır. Tarihsel olarak Girne'ye giden yolun başlangıç noktasında konumlandığından bu adı almıştır. Şehir merkezine yürüyerek ulaşmak mümkün; yakın çevrede otopark seçenekleri de bulunuyor.

Henüz değerlendirme yok
Lala Mustafa Paşa Camii
Öne Çıkan
Müze

Lala Mustafa Paşa Camii

Lala Mustafa Paşa Camii Gazimağusa / KKTC Bir kilise mi, yoksa cami mi? Gazimağusa'nın ortasında duran bu yapıya ilk baktığınızda tam olarak karar vermek güçleşebilir. 1298 ile 1312 yılları arasında inşa edilen St. Nicolas Katedrali , bugün Lala Mustafa Paşa Camii adıyla anılmakta ve Kıbrıs tarihinin belki de en katmanlı hikâyesini taşımaktadır. Yapıyı o dönemde adaya hâkim olan Lüzinyalılar yaptırmıştır. Akdeniz coğrafyasının en başarılı gotik örneklerinden biri sayılan katedral, cami hâline gelmeden önce Kudüs Tacı giyilme törenlerine ev sahipliği yapıyordu. Fransız gotik mimarisinin izlerini taşıyan sivri kemerleri ve yükselen kulesi, o dönemin Kıbrıs'taki Batılı etkisini açıkça gözler önüne serer. Katolik ibadetine hizmet eden yapı, 1571'de Osmanlı kuvvetlerinin adayı fethiyle birlikte dönüştürüldü: içine mihrap ve minber eklendi, üzerindeki çan kulesi minareye çevrildi. Kıbrıs'ın fethini yöneten komutanın adı verildi yapıya — Lala Mustafa Paşa — ve böylece Kuzey Kıbrıs 'ın iki büyük camisinden biri oldu. Caminin girişine adım attığınızda sizi ilk karşılayan şey, kapıdaki Venedik armasıdır. Adanın el değiştirdiğinin sessiz bir kanıtı gibi durur orada. Dış avluda ise bambaşka bir tarihe tanıklık edersiniz: asırlık cümbez ağacı. 2017 yılı itibarıyla 705 yıllık bir ömrü olan bu ağaç, adanın en yaşlı ağacı olma unvanını taşır. Rivayete göre 1298 'de katedralin inşaatı başladığında dikilen bu ağacın yedi dalı vardır, gövde çevresi 2,70 metre olarak ölçülmüştür. Köklerinin Doğu Afrika'ya dek uzandığı söylenir; meyvesine ise 'firavun meyvesi' adı verilir. Yapı, 17 Ağustos 1571 Cuma günü Lala Mustafa Paşa'nın II. Sultan Selim adına okuttuğu hutbeyle ibadete açıldı. Tarihte farklı isimlerle de anıldı: 'Küçük Ayasofya' , 'Mağosa Camisi' ve 'Büyük Cami' . Her isim, bu yapının farklı bir katmanını, farklı bir dönemini yansıtır. Bugün cami, namaz vakitlerinde aktif bir ibadet mekânı olarak işlev görürken günün büyük bölümünde ziyaretçilere açıktır. Gazimağusa surlarının tam içinde, şehrin tarihi dokusuna sızmış bu yapıyı görmeden Kuzey Kıbrıs turu tamamlanmış sayılmaz. Lala Mustafa Paşa Camii Nerede?

Henüz değerlendirme yok
Saint Hilarion Kalesi
Müze

Saint Hilarion Kalesi

Saint Hilarion Kalesi — Aziz Hilarion Kalesi Girne / KKTC 1191'li yıllarda yapıldığı düşünülen Saint Hilarion Kalesi , denizden 700 metre yükseklikte Beşparmak Dağları 'nın dik yamaçlarına üç ayrı kısımdan oluşacak şekilde oturtulmuştur. Kalenin buraya inşa edilmesinin ardında pratik bir hesap yatıyordu: Akdeniz kıyılarından gelebilecek Arap saldırılarını önceden sezinleyip halkı uyarmak. Dağın zirvesine yakın bu konum, o dönem için mükemmel bir gözetleme noktası demekti. Kale, adını Arapların Kudüs 'ü fethinin ardından yurdunu terk edip Kıbrıs'a sığınan ve ömrünün geri kalanını bu dağlarda geçiren bir keşişten almıştır. O keşişin hikâyesi, kalenin taşları kadar sağlam biçimde tarihe işlenmiş. Peki Bu Kale Gerçekten Nasıl Buraya Kuruldu? Bugün bile araçla kıvrımlı yolları geçip yürüyerek tırmanmayı gerektiren bu noktaya, yüzyıllar önce ağır taşların, inşaat malzemelerinin ve tüm bir garnizonun nasıl taşındığını düşününce insan durup nefes almak istiyor. Modern imkânlar olmadan dağın yamacına böyle bir yapıyı dikmek, dönemin mühendislik anlayışının ne denli ileri olduğunu açıkça gösteriyor. Üç Katlı Bir Tarih: Kalenin Bölümleri Kale, birbiriyle bağlantılı üç ayrı bölümden oluşmaktadır. Ana kapı girişi 11. yüzyılda Bizanslılar döneminde pekiştirilmiştir. En alt bölüm askerler ve atlar için ayrılmıştı; adeta kalenin lojistik merkezi gibi çalışıyordu. Orta bölüme geçildiğinde tablo değişiyor: burada kilise, mutfak, su deposu ve kralın sarayı yer almaktaydı. Gündelik hayatın tüm izlerini taşıyan bu kat, kalenin sadece bir savunma yapısı değil, aynı zamanda yaşayan bir yerleşim olduğunu hatırlatıyor. Yukarı kalenin girişindeki Lüzinyan kapısı ise farklı bir dönemin damgasını taşır. İkinci kattaki Kraliçe Penceresi'nden karşınıza çıkan panoramik Kıbrıs manzarası, çıkışa değer olup olmadığını sormaktan vazgeçirir. En tepede Prens John Kulesi siluete son noktayı koyar. 1489 ve Sonrası: Kalenin Sonu Saint Hilarion Kalesi , 1489 yılında Venediklilerin Kıbrıs'ı ele geçirmesiyle birlikte boşaltılmış ve terk edilmiştir. Venedikliler stratejik hedeflerini farklı noktalara kaydırmış; kale, o günden bu yana ziyaretçilerin adım attığı açık hava müzesine dönüşmüştür. Saint Hilarion Kalesi Nerede? Kale, Girne'nin yaklaşık 8 kilometre güneybatısında, Beşparmak Dağları üzerinde yer almaktadır. Girne merkeze olan yakınlığı sayesinde şehirden kolayca ulaşılabilir; ancak kaledeki son birkaç yüz metrelik tırmanış, rahat ayakkabıyla çıkmayı kesinlikle hak ediyor.

Henüz değerlendirme yok
Büyük Han Lefkoşa
Öne Çıkan
Müze

Büyük Han Lefkoşa

Kıbrıs'ın En Büyük Hanı: Tarihin Taşlara İşlendiği Yer Lefkoşa sokaklarında yürürken birdenbire karşınıza çıkan o iri taş yapıyı hayal edin. 1572 yılında, Kıbrıs'ın ilk Osmanlı valisi Beylerbeyi Muzaffer Paşa tarafından inşa ettirilen Büyük Han , adadan toplanan iki paralık vergiyle ve çeşitli bölgelerden getirilen taşlarla ayağa kaldırılmış. Yani bu yapı, kelimenin tam anlamıyla halkın emeğiyle yoğrulmuş. Kuzey Kıbrıs'ın en büyük hanı olma unvanını taşıyan yapı, Osmanlı döneminin kervansaray geleneğini yansıtıyor. Ama klasik kervansaraylardan ayrılan bir özelliği var: tek giriş kapısı yerine iki ayrı giriş. Bu mimari tercih bile başlı başına bir ipucu; han, sadece bir konak yeri olarak değil, ticaretin ve sosyal hayatın döndüğü bir merkez olarak tasarlanmış. Yapının Mimarisi ve Katlar Dikdörtgen planlı yapı iki kattan oluşuyor. Üst kattaki odalar, sekizgen bacalı şömineleriyle donatılmış yatak odalarından meydana geliyor — uzak diyarlardan gelen tüccarlar için bir nefes alma noktası. Zemin kattaki odalar ise zamanına göre dükkan, ofis ya da depo işlevi görmüş; yani her katın kendine özgü bir hayatı varmış. Yapının tam ortasında geniş bir avlu yer alıyor. Bu avlunun içinde küçük bir mescid ve abdest almak için bir çeşme bulunuyor. Akdeniz mimarisinin o sıcak, içe dönük avlu geleneği burada da kendini gösteriyor. Sıcak bir yaz öğleden sonrası bu avluda oturmak, birkaç asır öncesine uzanan o sessizliğe kulak kabartmak gibi bir his veriyor insana. Bir Hanın Olağandışı Hikâyesi Peki bir yapı, han olarak inşa edilip sonradan cezaevine dönüşebilir mi? Büyük Han'ın tarihi tam da bunu gösteriyor. 1918 yıllarında yapı, Kıbrıs'ın ana cezaevi olarak kullanılmış. Üstelik farklı dönemlerde yoksul aileler için barınak işlevi de görmüş. Taşlarının içinde hem ticaret hem hapis hem de sığınak hikayeleri saklı. Sonraki yıllarda restore edilen yapı, bugün sanat galerilerine, küçük atölyelere ve butik dükkanlara ev sahipliği yapıyor. Avlunun etrafındaki revaklar altında bir kahve içmek ya da yerel el işlerini gezmek, Lefkoşa'ya gelen pek çok ziyaretçi için vazgeçilmez bir durak haline gelmiş durumda. Büyük Han Nerede? Adres: Asmaaltı Sk, Lefkoşa 99010 KKTC. Yapı, Lefkoşa'nın tarihi surlar içindeki bölgesinde, yürüme mesafesinde pek çok tarihi noktaya yakın konumda yer alıyor. Şehrin kalbinde olduğu için ulaşmak oldukça kolay.

Henüz değerlendirme yok
Derviş Paşa Konağı
Müze

Derviş Paşa Konağı

Derviş Paşa Konağı — Etnoğrafya Müzesi, Lefkoşa Lefkoşa'nın tarihi surlarının içinden geçerken dikkatinizi çeken yapılardan biri varsa, o büyük ihtimalle Derviş Paşa Konağı 'dır. 19. yüzyılda inşa edilen bu iki katlı konak, Kıbrıs'ın en iyi korunmuş Osmanlı dönemi sivil mimarisi örneklerinden biri olarak öne çıkar. Kapı üzerindeki kitabede hicri 1219 yazmaktadır; bu tarihin miladi karşılığı 1807'dir. Konak, adını sahibi Derviş Paşa 'dan almaktadır. Peki Derviş Paşa kimdi? Yalnızca bir konak sahibi değil; Kıbrıs basın tarihinin de ilk adımını atan bir isim. 25 Aralık 1891 'de adada yayımlanan ilk Türkçe gazete olan 'Zaman Gazetesi' ni çıkaran kişi, bizzat Derviş Paşa'dır. Bu ayrıntı, konağa salt mimari bir miras olmanın ötesinde ayrı bir anlam katmaktadır. Yapının Mimarisi Konağın alt katı taştan, üst katı ise kerpiçten inşa edilmiştir. Geleneksel Kıbrıs-Osmanlı konak anlayışına uygun biçimde asıl yaşam alanları üst katta yer alır; alt kat depo ve hizmet odalarına ayrılmıştır. İki ayrı giriş kapısına sahip olan yapı, hem işlevselliği hem de döneminin sosyal hiyerarşisini yansıtır. Konak, 1974 Barış Harekâtı sırasında bomba isabetine uğramış; ancak sonraki yıllarda kapsamlı restorasyon çalışmalarıyla ayağa kaldırılmıştır. 1986 'da yapı tamamen sağlamlaştırılmış, bundan önce 1975'te başlayan kamulaştırma süreci ise 1978 'e kadar sürmüştür. Etnoğrafya Müzesi Olarak Bugün 21 Mart 1988 'de, üç aşamalı düzenleme çalışmalarının tamamlanmasının ardından konak, Etnoğrafya Müzesi olarak ziyaretçilere açıldı. Bugün içinde Kıbrıs Türk gündelik yaşamına ait geleneksel giysiler, ev eşyaları, el sanatları ürünleri ve çeşitli etnografik objeler sergilenmektedir. Lefkoşa surları içinde yürüyüş yapanlar için beklenmedik bir keşif noktasına dönüşen bu mekan, kısa ama iz bırakan bir ziyaret sunar. Derviş Paşa Konağı Nerede? Beliğ Paşa Sk, Lefkoşa 99010 KKTC

Henüz değerlendirme yok
Saray Önü Camii
Müze

Saray Önü Camii

Saray Önü Camii Lefkoşa / KKTC Bir binanın üç farklı kimliğe bürünmesi ne kadar mümkün? Lefkoşa'nın tam ortasındaki Sarayönü Camii, buna çok somut bir yanıt veriyor. Şimdiki görünümüne büyük bir depremden sonra kavuşan yapı, dönemin bir İngiliz mimarı tarafından Arap Endülüs mimarisinin karakteristik hatları esas alınarak tasarlanmıştır. Kemerli pencereleri, narin sütun detayları ve Kuzey Afrika'yı çağrıştıran bezemeleriyle bina, Lefkoşa'nın diğer tarihi yapılarından belirgin biçimde ayrışır. Yapı ilk açıldığında cami olarak hizmet verdi. Ardından KKTC'de resmi nikah zorunluluğunun yasalaşmasıyla birlikte bina, Lefkoşa'nın nikah dairesi olarak görevlendirildi. Bu işlev 2005 yılına kadar sürdü. Onlarca çiftin resmi sözleşme imzaladığı bu mekân, 2005 sonrasında yeniden ibadete açıldı ve bugün de aktif bir cami olarak kullanılmaya devam ediyor. Sarayönü Camii Nerede? Cami, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin başkenti Lefkoşa'da, şehir merkezine yürüme mesafesinde konumlanmaktadır. Ataturk Meydanı yakınındaki bu noktaya toplu taşıma ya da yürüyerek kolaylıkla ulaşmak mümkün. Çevresindeki tarihi doku ve ara sokaklar da gezinmeye değer; camiye geldiğinizde etrafı da keşfetmek için biraz vakit ayırmanızı öneririz.

Henüz değerlendirme yok
Selimiye Camisi
Müze

Selimiye Camisi

Selimiye Camisi (Aya Sofya Katedrali) Lefkoşa'nın eski şehir surları içinde yürürken birden karşınıza çıkıveren bu yapı, Gotik kemerler ve zarif minareleriyle hem sizi hem de mimarlık tarihini şaşırtmaya hazır. Adını Osmanlı Dönemi padişahı II. Selim 'den alan Selimiye Camisi , Kuzey Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'nın tam merkezinde yer alıyor. Bir Katedralin Camiye Dönüşüm Hikayesi Yapının kökü, 1209-1326 yılları arasında Kıbrıs'a hükmeden Lüzinyalılar'a dayanıyor. Lefkoşa'da bir Latin Katedrali 'ne ihtiyaç duyan bu hanedanlık, Paris'teki Notre Dame Katedrali 'nden ilham alarak görkemli bir tapınak inşa ettirdi. Yüzyıllar boyunca katedralin taşları farklı ellerde şekillendi; 1373 'te Cenevizliler, 1426 'da Memlüklüler burayı yağmaladı. 1491 'deki deprem yapının doğu bölümünü harap etti ve Venedikliler onarım sırasında kazı yaparken bir Lüzinyan kralına ait mezarla karşılaştı. Katedral, Lüzinyalıların Kıbrıs krallık tacını giydikleri mekan olmasıyla da tarihe geçti; soylu hanedanın bazı üyelerinin burada toprağa verildiği bilinmektedir. Osmanlı'nın adayı fethinin ardından yapı camiye dönüştürüldü ve Osmanlı dönemi boyunca Kıbrıs'ın en büyük camisi olarak hizmet verdi. Mimari Yapısı Peki bu kadar tarihin izini taşıyan bir yapı içeriden nasıl görünüyor? Selimiye Camisi , 3 ana koridor ve 6 yan bölümden oluşan bir plan şemasına sahip. Katedrale ait Gotik detaylar, Osmanlı müdahalesiyle harmanlanan bu iç mekânda bugün hâlâ okunabiliyor. En dikkat çekici fark ise cepheye sonradan eklenen, her biri 49 metre yüksekliğindeki iki minare. Bu minareler, Gotik siluetin üzerine yerleştirilen Osmanlı imzası gibi duruyor. İki farklı medeniyetin mimari dilinin aynı yapıda bir arada var olması, Selimiye'yi sıradan bir dini mekânın çok ötesine taşıyor. Doğu-Batı sentezini bu denli somut ve dokunulabilir biçimde başka pek az yerde görmek mümkün. Selimiye Camisi Nerede? Adres: Selimiye Sk, Lefkoşa 99010, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Henüz değerlendirme yok