MaviKöşk Lefkoşa fotoğraf 1

MaviKöşk Lefkoşa

kibris · Müze

DeğerlendirmeHenüz puan eklenmemiş

Mekan Hakkında

Kuzey Kıbrıs'ın En Esrarengiz Mekânı: Mavi Köşk

Mavi Köşk dış görünüm, Kuzey Kıbrıs Çamlıbel köyü

Bir avukatın silah kaçakçılığı yapması zaten tuhaf; ama mimarını köşkün sırrını korumak için öldürtmesi asıl tüyleri diken diken eden kısım. İtalyan asıllı Rum Paulo Paolides, 1957 yılında Kuzey Kıbrıs'ın dağlık arazisine iki katlı, on altı bölümlü bu köşkü yaptırdığında aklında tek bir şey vardı: görünmezlik. Ortadoğu'nun en büyük silah kaçakçılarından biri olarak her yere hâkim, ama hiç kimse tarafından fark edilmeyecek bir konuma ihtiyaç duyuyordu.

İnşaat tamamlanınca mimarı bile öldürdüğü söylenen Paolides'in bu kararı, köşkün etrafındaki efsaneyi bugüne taşıyan en çarpıcı ayrıntılardan biri olarak kalmaya devam ediyor.

Nerede ve Nasıl Bir Yer?

Girne – Güzelyurt dağ yolunun üzerinde, Çamlıbel köyü yakınlarında gizlenmiş olan Mavi Köşk, o dönemin teknolojik imkânlarına göre şaşırtıcı biçimde modern bir yapı. Paolides burayı bir yaşam alanı olarak değil, silah dağıtım üssü olarak tasarlamış. Konum seçiminden yapının her ayrıntısına kadar bu işlevsellik ön planda tutulmuş.

Odaların her biri farklı renge boyanmış ve her renk ayrı bir anlam taşıyor. Kırmızı oda mafya toplantılarına ev sahipliği yapmış. Mavi oda misafirlere, sarı oda ise misafir çocuklara ayrılmış. Odalardaki masalar da aynı renge boyalı; kim nerede oturacağını zaten biliyor.

Mavi Köşk iç mekân, renkli odalarMavi Köşk detay fotoğrafı

Pahalı Tablolar, Gizli Mahzenler ve Bir Fransız Ressam

Sanata derin bir ilgisi olan Paolides, köşkü pahalı tablolar, biblolar, içki dolapları ve el işi İran halılarıyla donattı. Sanat eserlerinin bir kısmını bizzat satın almış, bir kısmı ise hediye olarak gelmiş. Bu koleksiyonun en dikkat çekeni, 1971 yılında ünlü bir Fransız ressam tarafından bağışlanan Meryem Ana tablosu. Tablonun ilginç özelliği şu: hangi açıdan bakarsanız bakın, Meryem Ana'nın elleri, gözleri ve dizleri size dönük görünüyor.

Yatak odasına geçince sırlar katlanıyor. İki pencereden biri güneşin doğuşunu, diğeri batışını gösteriyor. Perdeler ses geçirmiyor. Yatağın hemen arkasındaki kapak gizli bir mahzene açılıyor. Uzakdoğu'dan özel getirtilen dokuz boyutlu ayna da ayrı bir merak konusu. Üstelik köşkün deprem sırasında ana yapıdan bağımsız olarak ayrılabilen ve depreme dayanıklı şekilde tasarlanmış bir odası bile var; o dönemde böyle bir konstrüksiyon kurgulamak gerçek bir mühendislik harikası sayılır.

Sophia Loren'den Kaçış Tünellerine: Köşkün Efsane Ayrıntıları

Köşkte yirmi dört saat şarap akan bir çeşme, bukalemun derisinden yapılmış renk değiştirebilen bir içki dolabı, deprem uyarı cihazı, süt banyosu için ayrılmış küçük bir havuz ve acil çıkış tünelleri bulunuyordu. Dönemin ünlü aktristlerinden Sophia Loren'in de buraya gelerek süt banyosu yaptığı söylenmektedir.

Peki Paolides bu köşkten nasıl ayrıldı? 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında, yapının alt katındaki tünelleri kullanarak İtalya'ya kaçmayı başardı. Ülkeden uzakta olmasına karşın köşkün bakımı için İtalya'dan para göndermeye devam etti. Sonunda 1986 yılında katıldığı bir mafya toplantısında hayatını kaybetti.

Mavi Köşk tarihi fotoğrafMavi Köşk bukalemun derisi içki dolabı

Ziyaret Bilgileri: Saatler ve Konum

Çalışma Saatleri

Mavi Köşk, Pazartesi günleri kapalıdır. Diğer günlerde ziyaretçilerini 09:00 – 17:00 saatleri arasında kabul etmektedir. Ziyaretinizi planlarken bu ayrıntıyı göz önünde bulundurun; özellikle hafta başında yola çıkmak planlanıyorsa Salı'ya ertelemek en doğrusu.

Nerede?

Girne – Güzelyurt dağ yolu güzergâhında, Çamlıbel köyü yakınlarında bulunan Mavi Köşk'e araçla ulaşmak en pratik seçenek. Yol boyunca açılan manzara da başlı başına bir deneyim; köşke varmadan önce Kuzey Kıbrıs'ın dağlık iç kesimlerini keşfetmiş olursunuz.

Yorumlar

Benzer Müzeler

Antiphonitis Kilisesi
Müze

Antiphonitis Kilisesi

Antiphonitis Kilisesi Girne / Kuzey Kıbrıs Adını "Cevap Veren İsa" anlamındaki Yunanca sözcükten alan Antiphonitis Kilisesi , Girne'nin doğusunda, Esentepe kasabasına 8 km uzaklıkta sarp bir vadinin içine gizlenmiş duruyor. Oraya giden yol bile başlı başına bir deneyim: dar, virajlı, etrafı çam ve zeytin ağaçlarıyla çevrili. 12. yüzyılın sonlarında inşa edilen bu yapı, ada genelindeki diğer Bizans kiliselerinden belirgin biçimde ayrılıyor. Peki bu farkı yaratan nedir? Her şeyden önce mimarisi. Kilise, sekiz sütun üzerine oturan yuvarlak bir kubbeyle tasarlanmış; bu düzenleme, dönem için oldukça alışılmadık bir tercih. İnşaat sırasında yerel ustaların ve sanatçıların görev aldığı düşünülüyor; yapıdaki özgün dokunuşlar da bunu destekler nitelikte. Kilise daha sonra büyütülmüş: 14. ve 15. yüzyıllarda , Lüzinyan hanedanının egemenliği döneminde yapıya beşik tonozlu bir narteks ve revak eklenmiş. Bu ekler, Bizans özüyle Batı Hristiyan mimari anlayışının buluştuğu nadir örneklerden birini ortaya koyuyor. Farklı dönemlerin izlerini aynı anda taşıyan çok az yapı var; Antiphonitis bunlardan biri. Duvar Resimleri ve Pandakrator Freski İçeriye girdiğinizde ilk dikkatinizi çekecek şey, duvarları kaplayan aziz betimlemeleri. Bu sahnelerin İncil anlatılarından ilham aldığı düşünülüyor; figürlerin yüz ifadeleri, renk seçimleri ve kompozisyon biçimi Bizans ikonografisinin tipik özelliklerini taşıyor. Kubbenin tam ortasında ise Pandakrator İsa freski yer alıyor; "Her şeyin hükümdarı" anlamına gelen bu ikonografik tema, Bizans kiliselerinde kubbeye yerleştirilirdi, böylece tanrısal bakış tüm mekânı kuşatırdı. Ne yazık ki bu resimlerin bir kısmı günümüze sağlam ulaşamamış. Kıbrıs'ın 1974 sonrasında yaşadığı siyasi bölünme sürecinde bazı freskler zarar görmüş, bir bölümü de kaçakçılar tarafından duvardan koparılarak uluslararası piyasalara satılmış. Yıllarca süren hukuki mücadeleler sonucunda bu parçaların bir kısmı geri kazanılmış olsa da iz bıraktığı tahribat hâlâ görülebilir durumdadır. Antiphonitis Kilisesi Nerede? Kilise, Girne iline bağlı Esentepe kasabasından yaklaşık 8 km güneye gidilerek ulaşılan bir vadide yer alıyor. Yol boyunca yönlendirme tabelaları mevcut; ancak araç kiralamak ziyareti çok daha kolay kılıyor. Toplu taşımayla ulaşım oldukça kısıtlı olduğundan kendi aracınızla gitmeniz tavsiye edilir.

Henüz değerlendirme yok
Girne Kalesi
Müze

Girne Kalesi

Bin Yıllık Tarih, Tek Bir Kalede 7. yüzyılda Kıbrıs'a hâkim olan Bizanslılar , Akdeniz'den gelen Arap akınlarını durdurmak için bu kaleyi inşa etti. Bugün Girne'nin en tanınmış simgesi olan yapı, yat limanının hemen kıyısında, denizle iç içe bir konumda duruyor. Oraya ilk adımı attığınızda şehrin gürültüsü bir anda geride kalıyor. 1400'lü yıllarda kalenin çevresi derin bir hendekle sarılıydı ve bu hendeğin içi suyla doluydu. 1373'te Ceneviz saldırılarının ardından kale birkaç farklı el değiştirdi; bugün gördüğümüz yapı büyük ölçüde Venediklilerin izlerini taşıyor. Venediklilerden Osmanlı'ya: El Değiştiren Surlar 1489'da kaleyi ele geçiren Venedikliler , Osmanlı donanmasının denizden açacağı top ateşini göğüsleyebilmek için yapıya yeni kuleler ekledi. Peki bütün bu hazırlıklar işe yaradı mı? Hayır. 1570'te Lefkoşa 'nın Osmanlı kuvvetlerine teslim olmasının hemen ardından Girne Kalesi de tek bir kurşun atılmadan beyaz bayrak çekti. Bu teslim oluş, kalenin yenilgiyle değil, kader değişimiyle şekillendiğini gösteriyor. Surlar değişmedi; içinden geçen halk değişti. Kale İçinde Ne Var? Girne Kalesi tam bir kare değil, ama dört köşesinde birer kule bulunan kareye yakın bir plana sahip. Girne ve çevresinde yürütülen kazılarda gün yüzüne çıkarılan tarihi eserler kale içindeki müze bölümlerinde sergileniyor. Taş koridorlarda yürürken kendinizi bir ansiklopedinin içinde geziyormuş gibi hissedebilirsiniz; her bölüm ayrı bir dönemi anlatıyor. Kalenin en ilgi çekici köşelerinden biri, 1100'lü yıllara tarihlenen Bizans Kilisesi . Bunun yanı sıra çeşitli tarihi olaylar kale avlusunda canlandırılıyor; bu sayede mekan sıradan bir müze olmaktan çıkıp açık hava sahnesi gibi işlev görüyor. Girne Kalesi Nerede?

Henüz değerlendirme yok
Bellapais Manastırı
Öne Çıkan
Müze

Bellapais Manastırı

Bellapais Manastırı Beylerbeyi / Girne - KKTC Beşparmak Dağları'nın eteklerinde sessizce yükselen Bellapais Manastırı , 1158 ile 1205 yılları arasında inşa edilmiştir. Bugün çeşitli müzik festivalleri ve klasik müzik konserlerine ev sahipliği yapan bu yapı, Kuzey Kıbrıs'ın en dikkat çekici tarihi mekânlarından biridir. Manastıra adımını atan herkes zamanın nasıl aktığını fark etmeden geçmiş yüzyıllara sürüklenir. Tarihin Katmanları: Gotik Mimari Yakın Doğu'da Gotik mimari tarzının Yakın Doğu'daki en iyi örneklerinden biri olan Bellapais Manastırı 'nın ilk sakinleri, Kudüs'ten göç eden Augustinian mezhep rahipleridir. 1267-1284 yılları arasında Fransa Kralı 3. Hugh , yapıya yeni bölümler ekleyerek manastıra bugünkü görünümünü kazandırmıştır. Manastırın ortasındaki avlu ve çevresindeki revaklar ise 1324-1359 tarihleri arasında 4. Hugh tarafından inşa edilmiştir. Adanın Osmanlılar tarafından fethinin ardından manastır, Kıbrıs Ortodoks Kilisesi'ne devredilmiş ve uzun yıllar boyunca yalnızca kilise kısmı işlevini sürdürmüştür. Kapıdan İçeri Girerken Sizi Ne Karşılar? Bellapais Manastırı 'na ilk adımda sizi bir kapı ve geniş bir avlu karşılar. Avlunun köşesindeki kilise, 13. yüzyıldan bu yana ayakta durmaktadır; yüzyılların ağırlığını taşımasına rağmen yapı şaşırtıcı biçimde sağlamdır. Manastırın ön cephesindeki freskler ise 15. yüzyıldan kalmadır. Bunların yanı sıra, yapının içinde büyük ve dikdörtgen planlı bir yemekhane yer alır; bu alan, Gotik sanatının en yetkin örneklerinden biri olarak değerlendirilir. O dönemde rahibin yemek sırasında vaaz verdiği kürsü hâlâ yerinde durmaktadır. Avlunun batı kapısından geçerek alt kattaki mutfak, mahzen ve tuvaletlere ulaşabilirsiniz. Orta avlunun doğusunda rahiplerin sohbet ve çalışma odası bulunur. Bu odanın ortasındaki sütunun bir Bizans kilisesine ait olduğu düşünülmektedir. Manastırın üst katlarında ise yatak odaları ve değerli eşyaların saklandığı alanlar mevcuttur. Girne'den Gözlemek: Gece Aydınlatması Bellapais Manastırı , Girne'nin pek çok noktasından çıplak gözle görülebilir. Akşam karanlığı çöktüğünde Beşparmak Dağları 'na doğru bakarsanız, özel aydınlatmayla ışıl ışıl parlayan manastırı hemen fark edersiniz. Bu manzara, şehrin en tanıdık silüetlerinden birini oluşturur. Peki Kıbrıs'a kadar gelip bu yapıyı atlamak mümkün müdür? Gotik mimari tutkunlarından tarih meraklılarına, klasik müzik severlerden fotoğraf tutkunlarına kadar geniş bir kitleye hitap eden Bellapais, ziyaret listesinin üst sıralarında yer almayı hak ediyor. Bellapais Manastırı Nerede?

Henüz değerlendirme yok